Amerikan Bağımsızlık Günü'nde, Amerikalı okurlarımı kutlarım!
Amerika Tarihi, çok zengin, çok ızdıraplı, çok sevinçli bir tarih.
Amerikan Halkı'nın neler yaşadığını kitaplarda okumak mümkün.
Amerika Yerlileri'nin, "koloni" olmaktan kurtulduğu, Amerika Birleşik Devletleri'nin kurulmasına giden yolda adımlar attığı bir gün de, "4 Temmuz Bağımsızlık Günü"dür.
Latin Amerika Devletleri de, "Bağımsızlık" kutlamaları yaparlar.
1920'nin 23 Nisan'ında, Mustafa Kemal Paşa'nın ilân ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti de, Türk Halkı'nın "bağımsızlık" kutlamalarının ilk nedenlerinden biridir.
"kolonicilik", 19. Yüzyıl'ın bir gerçeği idi, ama, "kolonicilik"ten kurtulmak hiç kolay olmadı, onlarca savaş, hatta dünya savaşları yapıldı.
SİNAN ÖNER
Saturday, July 4, 2009
Bir Cenâze Töreni'nde
2 Temmuz 2003'deki Sivas Kundaklaması'nda 37 yurttaşımız vefât ederken, tüm dünya sarsılmıştı.
Sivas'ta vefât edenler arasında, konferanslarını dinlediğim bilim adamları, şiirlerini okuduğum şâirler, karikatürlerini izlediğim karikatüristler, türkülerini dinlediğim "halk ozanları", denemelerini okuduğum yazarlar vardı!
Aziz Nesin, uzun yıllar eserlerini okuduğum, konferanslarını dinlediğim, çevresinde geziler yaptığım bir Yazar'dı. Sivas'ta son anda ölmekten kurtulmuş idi, Aziz Nesin.
"bir cenâze töreni", Yazar Asım Bezirci ile halk ozanı Nesimi Çimen'in cenâze töreni.
Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Kabataş'taki binâsında toplanmıştık önce. masada, Aziz Nesin, Edip Akbayram, ben, Aziz Nesin'in korumaları vardı. bir süre masada oturduk, merhabalaştık, Yazar Rıfat Ilgaz'ın vefât haberini okuduk.
Aziz Nesin, bir hafta önce, Sivas'ta ölmekten son anda kurtulmuş Aziz Nesin'di, aynı masada, birbirimizi yokladık, belli etmeden.
tabutlar, Asım Bezirci ile Nesimi Çimen'in tabutları, sokak'ta, kalabalığın arasında idi.
Asım Bezirci'yi, daha ilkokul yıllarımda okurdum, sonra çok defâ konferanslarda biraraya geldik, sohbetlerimiz de olmuş idi. kitaplarının çoğunu okumuştum, Asım Bezirci'nin.
Nesimi Çimen'in türkülerini dinlemiştim, "halk ozanlığı geleneği"nin son temsilcilerinden biriydi, Nesimi Çimen.
cenâze töreni, bir süre sonra başladı.
binlerce yurttaşımız, cenâze törenlerinde yerlerini almışlardı.
Sivas'ta kundaklananlar arasında, şiirlerini okuduğum şâirlerden Doktor Behçet Aysan, Felsefeci Metin Altıok vardı.
Muhlis Akarsu, Edibe Sularî gibi halk ozanları da, Sivas'ta kundaklanıp ölmüşlerdi.
cenâze töreni'nden bugüne 16 yılı geçiyor!
2 Temmuz 1993'te doğmuş çocuklar, şimdi 16 yaşında lise öğrencileri oldular, Aziz Nesin'in kitaplarını okuyorlar!
SİNAN ÖNER
Sivas'ta vefât edenler arasında, konferanslarını dinlediğim bilim adamları, şiirlerini okuduğum şâirler, karikatürlerini izlediğim karikatüristler, türkülerini dinlediğim "halk ozanları", denemelerini okuduğum yazarlar vardı!
Aziz Nesin, uzun yıllar eserlerini okuduğum, konferanslarını dinlediğim, çevresinde geziler yaptığım bir Yazar'dı. Sivas'ta son anda ölmekten kurtulmuş idi, Aziz Nesin.
"bir cenâze töreni", Yazar Asım Bezirci ile halk ozanı Nesimi Çimen'in cenâze töreni.
Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Kabataş'taki binâsında toplanmıştık önce. masada, Aziz Nesin, Edip Akbayram, ben, Aziz Nesin'in korumaları vardı. bir süre masada oturduk, merhabalaştık, Yazar Rıfat Ilgaz'ın vefât haberini okuduk.
Aziz Nesin, bir hafta önce, Sivas'ta ölmekten son anda kurtulmuş Aziz Nesin'di, aynı masada, birbirimizi yokladık, belli etmeden.
tabutlar, Asım Bezirci ile Nesimi Çimen'in tabutları, sokak'ta, kalabalığın arasında idi.
Asım Bezirci'yi, daha ilkokul yıllarımda okurdum, sonra çok defâ konferanslarda biraraya geldik, sohbetlerimiz de olmuş idi. kitaplarının çoğunu okumuştum, Asım Bezirci'nin.
Nesimi Çimen'in türkülerini dinlemiştim, "halk ozanlığı geleneği"nin son temsilcilerinden biriydi, Nesimi Çimen.
cenâze töreni, bir süre sonra başladı.
binlerce yurttaşımız, cenâze törenlerinde yerlerini almışlardı.
Sivas'ta kundaklananlar arasında, şiirlerini okuduğum şâirlerden Doktor Behçet Aysan, Felsefeci Metin Altıok vardı.
Muhlis Akarsu, Edibe Sularî gibi halk ozanları da, Sivas'ta kundaklanıp ölmüşlerdi.
cenâze töreni'nden bugüne 16 yılı geçiyor!
2 Temmuz 1993'te doğmuş çocuklar, şimdi 16 yaşında lise öğrencileri oldular, Aziz Nesin'in kitaplarını okuyorlar!
SİNAN ÖNER
"Kabotaj Bayramı"
"Kabotaj Bayramı", tüm Türkiye'de kutlanıyor.
"kabotaj", Osmanlı Devleti'nin de, daha önceki Selçuklu Devleti'nin de, çok yatırım yaptığı bir alan, "kabotaj", yâni, "denizcilik."
Selçuklu Hükümdârı Alaâddin Keykubât, "kabotaj"a yatırımları ile, tüm dünya'da ün salmış bir adamdı. Antalya, Alanya gibi şehirlerde, limanlar, iskeleler, tersâneler yaptırmıştı, Alaâddin Keykubât.
daha sonra, Osmanlı Sultanları, "Kabotaj Bakanlığı" kurmuşlar, "Kaptan-ı Deryâ" ünvânı ile, "deniz işçileri"ni, "deniz kuvvetleri"ni, "balıkçılar"ı teşkilâtlandırmışlar, "hiyerârşi"lendirmişlerdi.
Barbaros Hayreddîn Paşa, "Kaptan-ı Deryâ"lar arasında çok saygın bir kaptan'dır, gençliğinde, Akdeniz limanlarında "korsanlık" yapmıştı, Barbaros Hayreddîn, Cezayir'de, Tunus'da, Mısır'da, Arnavutluk kıyılarında, Fas'ta, Barbaros Hayreddîn Paşa'nın izleri vardır.
"kabotaj", Atatürk'ün de çok yatırım yaptığı bir alandır, "Türkiye Cumhuriyeti, bir denizcilik ülkesidir". Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Türk Genelkurmayı'nın bir anlamda "motor" gücü olmuştur, 1919'lardan beri! Atatürk, daha 1919'da, "Bandırma Vapuru" ile Samsun'a giderken, "kabotaj"ı nasıl algıladığını da gösterdi.
"kabotaj"ın ticârî bir alan hâline gelmesi de, Atatürk'ün yatırımları ile mümkün olmuştur.
limanlar, iskeleler, tersâneler inşâ eden Atatürk, Türk Halkı'na "denizci" olmayı önermekteydi.
Akdeniz, Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi, Türkiye'yi çevreler. bu denizlerde, kıyılarda, şehirler, köyler, kasabalar yer alır. Türk Halkı, Atatürk'ün önerisini uygulamış, "denizci" bir halk olmuştur.
son yıllarda, yazık ki, "kabotaj"a yapılan yatırımlar azaldı. limanlar yıprandı, iskeleler çökmeye başladı, tersâneler iflâs etmeye başladı. "gemicilik", bazı şehirlerde varken, çoğu kıyı şehrinde iyice yok olmuştur.
"ulaşım" alanında, "kabotaj", Osmanlı Devleti'nce de, Atatürk Cumhuriyeti'nce de, çok kıymetlendirilmiş, bir sürü kıyı şehirleri arasında "vapur", "gemi", "tekne" seferleri yapılmaktaydı. ama, şimdi, "ulaşım" alanında, "kabotaj"a çok az yer verilmektedir. "kabotaj", iflâs'a sürüklenmektedir.
Türk Halkı'nın, dünya'daki öteki "denizci" halkların, "Kabotaj Bayramı"nı kutlarım.
SİNAN ÖNER
"kabotaj", Osmanlı Devleti'nin de, daha önceki Selçuklu Devleti'nin de, çok yatırım yaptığı bir alan, "kabotaj", yâni, "denizcilik."
Selçuklu Hükümdârı Alaâddin Keykubât, "kabotaj"a yatırımları ile, tüm dünya'da ün salmış bir adamdı. Antalya, Alanya gibi şehirlerde, limanlar, iskeleler, tersâneler yaptırmıştı, Alaâddin Keykubât.
daha sonra, Osmanlı Sultanları, "Kabotaj Bakanlığı" kurmuşlar, "Kaptan-ı Deryâ" ünvânı ile, "deniz işçileri"ni, "deniz kuvvetleri"ni, "balıkçılar"ı teşkilâtlandırmışlar, "hiyerârşi"lendirmişlerdi.
Barbaros Hayreddîn Paşa, "Kaptan-ı Deryâ"lar arasında çok saygın bir kaptan'dır, gençliğinde, Akdeniz limanlarında "korsanlık" yapmıştı, Barbaros Hayreddîn, Cezayir'de, Tunus'da, Mısır'da, Arnavutluk kıyılarında, Fas'ta, Barbaros Hayreddîn Paşa'nın izleri vardır.
"kabotaj", Atatürk'ün de çok yatırım yaptığı bir alandır, "Türkiye Cumhuriyeti, bir denizcilik ülkesidir". Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Türk Genelkurmayı'nın bir anlamda "motor" gücü olmuştur, 1919'lardan beri! Atatürk, daha 1919'da, "Bandırma Vapuru" ile Samsun'a giderken, "kabotaj"ı nasıl algıladığını da gösterdi.
"kabotaj"ın ticârî bir alan hâline gelmesi de, Atatürk'ün yatırımları ile mümkün olmuştur.
limanlar, iskeleler, tersâneler inşâ eden Atatürk, Türk Halkı'na "denizci" olmayı önermekteydi.
Akdeniz, Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi, Türkiye'yi çevreler. bu denizlerde, kıyılarda, şehirler, köyler, kasabalar yer alır. Türk Halkı, Atatürk'ün önerisini uygulamış, "denizci" bir halk olmuştur.
son yıllarda, yazık ki, "kabotaj"a yapılan yatırımlar azaldı. limanlar yıprandı, iskeleler çökmeye başladı, tersâneler iflâs etmeye başladı. "gemicilik", bazı şehirlerde varken, çoğu kıyı şehrinde iyice yok olmuştur.
"ulaşım" alanında, "kabotaj", Osmanlı Devleti'nce de, Atatürk Cumhuriyeti'nce de, çok kıymetlendirilmiş, bir sürü kıyı şehirleri arasında "vapur", "gemi", "tekne" seferleri yapılmaktaydı. ama, şimdi, "ulaşım" alanında, "kabotaj"a çok az yer verilmektedir. "kabotaj", iflâs'a sürüklenmektedir.
Türk Halkı'nın, dünya'daki öteki "denizci" halkların, "Kabotaj Bayramı"nı kutlarım.
SİNAN ÖNER
Friday, July 3, 2009
ABD ile Rusya, "Soğuk Savaş"ı Anıyor
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama ile Rusya Cumhurbaşkanı Medvedev, önümüzdeki günlerde biraraya geliyorlar. Obama, Rusya Başbakanı Vladimir Putin ile de biraraya geliyor.
Batı Basını, "soğuk savaş"ı anıyor, ABD Başkanı Barack Obama, "soğuk savaş"ın aşılmasını istediklerini yinelemiş!
ama, Vladimir Putin de, "soğuk savaş"ın aşılmasının koşullarını yinelemiş.
"nükleer silâhsızlanma" yönünde, ABD'nin atması gereken bir sürü adım olduğu belli!
ABD yönetimi, "soğuk savaş"ın aşılmasını isterken, Irak'ta hâlâ ABD Ordu Birlikleri var. Rusya'da, "terör sorunları" hâlâ var, daha geçende, İnguş Özerk Cumhuriyeti Lideri'ne "suikâst" yapılmıştı.
elbette, "soğuk savaş" iyi bir şey değildi!
ama, "soğuk savaş"ın nedenlerini anımsamak gerekiyor.
ABD, NATO Paktı'nın kurucusu idi, Sovyetler Birliği de, Varşova Paktı'nın. "Bağlantısızlar Hareketi"ni de anmalı.
20. Yüzyıl'da büyük savaşlar, dünya savaşları oldu. "soğuk savaş politikası", gerçek bir silâhlı savaş olmasın diye, "nükleer savaş" olmasın diye düşünülmüş, uygulanmış bir politika idi.
dünya'nın, siyasî bölünmesi, elbette iyi bir şey değildir. ama, "dünya sistemi" diye, büyük halk çoğunluklarını, açlığa, yoksulluğa, doğal felâketlere, şiddet'e, terör'e, diktâ rejimlerine, sınıf savaşlarına mahkûm eden bir dünya durumu yaratılınca, Çin Halk Cumhuriyeti, Sovyetler Birliği, Hindistan gibi halk rejimleri kurulunca, "soğuk savaş politikası" seçilmek zorunda kalınmıştır.
örneğin, daha 1945'lerde, ABD, Japonya'ya "nükleer silâh" kullanırken, "soğuk savaş" diye bir seçeneği düşünmeliydi, Japonya'ya "nükleer silâh" kullanmaktan kaçınmalıydı!
böyle bir sürü dersler var, geçmişte.
ABD ile Rusya'nın, dünya devletleri arasında, bazı farkları olduğunu biliyoruz. ama, öteki devletlerin de, "soğuk savaş"tan zararlar gördüğünü, dünya savaşlarında felâketler yaşadığını söylemekte bir sakınca yok.
dünya haritası ya da dünya koşulları, tüm devletlere bir sürü soru getirmektedir.
ABD yönetimi ile Rusya yönetiminin, bu sorulardan bazılarını tartışması bile iyi!
SİNAN ÖNER
Muhammed El Baradey'e Kutlama
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun yıllardır yöneticiliğini yürüten Muhammed El Baradey, emekli oluyor!
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı sırasında, Muhammed El Baradey'in bir sürü ülkede faâliyetlerini izlemiş, "nükleer enerji"nin "kötü" değil, "iyi" amaçlara yönlendirilmesi yönündeki siyaset'ini kutlamıştık. Muhammed El Baradey, İran'ı, "nükleer silâhlanma" konusunda uyarmıştı, Irak'ta "kimyasal" ya da "nükleer" silâhların kullanılmasının önlenmesi yönünde, dünya kamuoyu'nu uyarmıştı.
Muhammed El Baradey'in emekli olmasının ardından, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun Başkanlığı'na, Japon Yukiyo Amano seçildi. Yukiyo Amano'nun, "nükleer silâh kurbanı" Japonya'yı, yalnızca Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nu değil, Japonya'yı da, tüm dünya'da temsil edeceğini sanıyorum. Yukiyo Amano'nun, önümüzdeki yıllarda, çok ağır bir mesâi yapacağını şimdiden söylemeliyiz.
Muhammed El Baradey'i, Başkanlığı sırasında yaptıkları nedeni ile, emekli olması nedeni ile, kutlarım.
Japon Yukiyo Amano'yu da, Başkanlığa seçilmesi nedeni ile, kutluyorum.
SİNAN ÖNER
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanlığı sırasında, Muhammed El Baradey'in bir sürü ülkede faâliyetlerini izlemiş, "nükleer enerji"nin "kötü" değil, "iyi" amaçlara yönlendirilmesi yönündeki siyaset'ini kutlamıştık. Muhammed El Baradey, İran'ı, "nükleer silâhlanma" konusunda uyarmıştı, Irak'ta "kimyasal" ya da "nükleer" silâhların kullanılmasının önlenmesi yönünde, dünya kamuoyu'nu uyarmıştı.
Muhammed El Baradey'in emekli olmasının ardından, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun Başkanlığı'na, Japon Yukiyo Amano seçildi. Yukiyo Amano'nun, "nükleer silâh kurbanı" Japonya'yı, yalnızca Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nu değil, Japonya'yı da, tüm dünya'da temsil edeceğini sanıyorum. Yukiyo Amano'nun, önümüzdeki yıllarda, çok ağır bir mesâi yapacağını şimdiden söylemeliyiz.
Muhammed El Baradey'i, Başkanlığı sırasında yaptıkları nedeni ile, emekli olması nedeni ile, kutlarım.
Japon Yukiyo Amano'yu da, Başkanlığa seçilmesi nedeni ile, kutluyorum.
SİNAN ÖNER
Irak'ta Yaşamak!
Irak Savaşı'nın başladığı 2003'ten beri, Irak'ta yaşamak gibi bir gerçeğin ne olduğunu soruyorum. Irak'ta, daha önce, 1990'larda, "Körfez Savaşı" yaşanmış, "füzeler", kentlerden kentlere "yağmıştı". ölüler, her tarafı sarmış, ABD Başkanı George Bush, Irak'tan çekilmeyi kararlaştırmış, BM de, uzun bir süre, Saddam Hüseyin Yönetimine "ambargo" uygulamıştı. elbette, tüm gerçekleri bilmek mümkün olmamıştı, Irak'ta.
Irak Savaşı, herkese, kâh zarar getirdi, kâh fayda. ama, ölmüşler, şehitler, kayıplar açısından, Irak Savaşı, zararlı bir savaştır. Saddam Hüseyin de, bir yargılama sonucunda idâm edildi, Taha Yasin Ramazan da, idâm edildi. Tarık Aziz'in, öteki Saddamcı Liderlerin neler yaşadığını bilmiyoruz. Celâl Talabanî, Irak Cumhurbaşkanı seçildi.
ama, Irak halkı neler yaşıyor? büyük çoğunluğun yaşayışında neler değişiyor, Amerikalılar'ın, öteki Batılı devletlerin, Irak'a yaptıkları yatırımların sonuçları nelerdir? Bağdat'ı mutlaka görmeliyiz meselâ! Bağdat'ta yaşamak, nedir, ne anlama geliyor, koşulları nelerdir?
Türkmen, Arap, Kürt, Ermeni, Irak halkının, sağlık, eğitim, ibâdet, siyaset, temizlik, seyâhat, barınak sorunları çözülüyor mu? neler yaşanıyor, Irak'ta?
ABD'nin bir "sorumluluk" hissedip, Irak'a savaş açmasının ardından, görülüyor ki, daha bir sürü devlet de, ABD gibi düşünmüş, ABD gibi, Irak'a askerlerini göndermişti!
Türk Genelkurmayı da, Irak Savaşı'nın Türkiye'yi ilgilendirmediğini, askerî bir "sorumluluk" alınamayacağını, 2003'te dünya'ya duyurmuş idi. ama, Irak Savaşı ile, herkes bir süre de olsa ilgilendi! sonra, yavaş yavaş, Irak Savaşı unutulmuştur.
Türkiye açısından, Irak, "dört yüzyıl" Osmanlı yönetiminde yaşamış, "komşu" bir halk, bir devlet, bir ülke. Musul gibi, Osmanlı'yı da, Atatürk'ü de çok düşündürmüş bir kent, Irak'ta. 2003'lerde, Süleyman Demirel de, Bülent Ecevit de, eski Başbakanlar olarak, Musul'u iyice izlemek gereğini, Musul Tarihi'ni düşünmek gereğini vurgulamışlardı. ABD güçleri Irak'ı tümüyle terk ettiğinde, Musul, yine tartışılır, Irak Yönetimi de, Türkiye'ye, Musul hakkındaki düşüncelerini sorar!
Irak Savaşı'nı, tüm tarafları ile anlamak gerekiyor.
SİNAN ÖNER
Irak Savaşı, herkese, kâh zarar getirdi, kâh fayda. ama, ölmüşler, şehitler, kayıplar açısından, Irak Savaşı, zararlı bir savaştır. Saddam Hüseyin de, bir yargılama sonucunda idâm edildi, Taha Yasin Ramazan da, idâm edildi. Tarık Aziz'in, öteki Saddamcı Liderlerin neler yaşadığını bilmiyoruz. Celâl Talabanî, Irak Cumhurbaşkanı seçildi.
ama, Irak halkı neler yaşıyor? büyük çoğunluğun yaşayışında neler değişiyor, Amerikalılar'ın, öteki Batılı devletlerin, Irak'a yaptıkları yatırımların sonuçları nelerdir? Bağdat'ı mutlaka görmeliyiz meselâ! Bağdat'ta yaşamak, nedir, ne anlama geliyor, koşulları nelerdir?
Türkmen, Arap, Kürt, Ermeni, Irak halkının, sağlık, eğitim, ibâdet, siyaset, temizlik, seyâhat, barınak sorunları çözülüyor mu? neler yaşanıyor, Irak'ta?
ABD'nin bir "sorumluluk" hissedip, Irak'a savaş açmasının ardından, görülüyor ki, daha bir sürü devlet de, ABD gibi düşünmüş, ABD gibi, Irak'a askerlerini göndermişti!
Türk Genelkurmayı da, Irak Savaşı'nın Türkiye'yi ilgilendirmediğini, askerî bir "sorumluluk" alınamayacağını, 2003'te dünya'ya duyurmuş idi. ama, Irak Savaşı ile, herkes bir süre de olsa ilgilendi! sonra, yavaş yavaş, Irak Savaşı unutulmuştur.
Türkiye açısından, Irak, "dört yüzyıl" Osmanlı yönetiminde yaşamış, "komşu" bir halk, bir devlet, bir ülke. Musul gibi, Osmanlı'yı da, Atatürk'ü de çok düşündürmüş bir kent, Irak'ta. 2003'lerde, Süleyman Demirel de, Bülent Ecevit de, eski Başbakanlar olarak, Musul'u iyice izlemek gereğini, Musul Tarihi'ni düşünmek gereğini vurgulamışlardı. ABD güçleri Irak'ı tümüyle terk ettiğinde, Musul, yine tartışılır, Irak Yönetimi de, Türkiye'ye, Musul hakkındaki düşüncelerini sorar!
Irak Savaşı'nı, tüm tarafları ile anlamak gerekiyor.
SİNAN ÖNER
Manas'ta "İşkence"
Kırgızistan'ın Frunze kentindeki Manas Üniversitesi'de kaldığım 75 gün'den pek bahsetmedim!
Frunze'de, 1995'te açılan Manas Üniversitesi'nin "Fâhri Rektörü", Süleyman Demirel. Manas Üniversitesi, Kırgızistan Eğitim Bakanlığı ile YÖK'ün "özel" anlaşmaları ile eğitim faâliyetlerini sürdürmektedir.
Manas Üniversitesi Tarih Bölümü'ne, 2008'in Eylül Ayı'nda başladım, Kasım 2008'de, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde eğitime devâm etmek amacı ile, Kırgızistan'dan Türkiye'ye geldim.
Manas, Kırgızlar'ın tarihsel "Manas Destanı"ndan adını almış, değerli bir eğitim kurumu.
3000 kadar öğrenci var, Manas Üniversitesi'nde.
Rus, Kazak, Özbek, Kırgız, Türk, Azerî, Moğol, Tajik, farklı milletlerden öğrenciler, Manas Üniversitesi'nde eğitim görüyor.
"işkence" diye yazdım, doğrusu, Frunze'de, Manas Üniversitesi'nde "işkence" göreceğimi hiç düşünmemiştim!
ne var ki, saçlarımın bazıları da, Manas'ta dökülmüştür.
Türkiye'deki Erdoğan Hükümeti'nin yetiştirdiği bazı kişilerin, "resmen", "psikolojik işkence"sine muhatap kaldım. "işkenceci"lerimizin adları, Manas Üniversitesi yöneticilerinde vardır! "işkence" saatleri dışında, Manas Üniversitesi Kütüphânesi'nde kitap okudum, kantinlerde kahvaltı yaptım, yurt odamda dinlendim, Frunze sokaklarında gezindim.
Tayyip Erdoğan'ın, tarihçiler'e kastı olduğunu yazmıştım, bana yedi yılda verdiği zararları saymak mümkün değildir, Tayyip Erdoğan'ın çevresinde birikmiş "işkenceci"lerin!
bu sürede, bir sürü Tarihçi, vefât ederken, bir sürü Tarihçi de, manevî, maddî zararlara uğradı.
Manas Üniversitesi'nde, "Cengiz Aytmatov Sempozyumu"nu da izledim, üç gün.
Frunze kentinin farklı niteliklerini yazmak isterim, ama, bu "Manas'ta İşkence" notumu özellikle yazdım ki, hiç bir şeyin unutulmadığını, zararların giderilmediğini anlatayım diye!
Manas Üniversitesi Rektörü Değerli Profesör Süleyman Kayıpov'un, "işkence"yi engelleyemediğini görmek de, ayrıca bir keder kaynağı idi.
SİNAN ÖNER
Frunze'de, 1995'te açılan Manas Üniversitesi'nin "Fâhri Rektörü", Süleyman Demirel. Manas Üniversitesi, Kırgızistan Eğitim Bakanlığı ile YÖK'ün "özel" anlaşmaları ile eğitim faâliyetlerini sürdürmektedir.
Manas Üniversitesi Tarih Bölümü'ne, 2008'in Eylül Ayı'nda başladım, Kasım 2008'de, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü'nde eğitime devâm etmek amacı ile, Kırgızistan'dan Türkiye'ye geldim.
Manas, Kırgızlar'ın tarihsel "Manas Destanı"ndan adını almış, değerli bir eğitim kurumu.
3000 kadar öğrenci var, Manas Üniversitesi'nde.
Rus, Kazak, Özbek, Kırgız, Türk, Azerî, Moğol, Tajik, farklı milletlerden öğrenciler, Manas Üniversitesi'nde eğitim görüyor.
"işkence" diye yazdım, doğrusu, Frunze'de, Manas Üniversitesi'nde "işkence" göreceğimi hiç düşünmemiştim!
ne var ki, saçlarımın bazıları da, Manas'ta dökülmüştür.
Türkiye'deki Erdoğan Hükümeti'nin yetiştirdiği bazı kişilerin, "resmen", "psikolojik işkence"sine muhatap kaldım. "işkenceci"lerimizin adları, Manas Üniversitesi yöneticilerinde vardır! "işkence" saatleri dışında, Manas Üniversitesi Kütüphânesi'nde kitap okudum, kantinlerde kahvaltı yaptım, yurt odamda dinlendim, Frunze sokaklarında gezindim.
Tayyip Erdoğan'ın, tarihçiler'e kastı olduğunu yazmıştım, bana yedi yılda verdiği zararları saymak mümkün değildir, Tayyip Erdoğan'ın çevresinde birikmiş "işkenceci"lerin!
bu sürede, bir sürü Tarihçi, vefât ederken, bir sürü Tarihçi de, manevî, maddî zararlara uğradı.
Manas Üniversitesi'nde, "Cengiz Aytmatov Sempozyumu"nu da izledim, üç gün.
Frunze kentinin farklı niteliklerini yazmak isterim, ama, bu "Manas'ta İşkence" notumu özellikle yazdım ki, hiç bir şeyin unutulmadığını, zararların giderilmediğini anlatayım diye!
Manas Üniversitesi Rektörü Değerli Profesör Süleyman Kayıpov'un, "işkence"yi engelleyemediğini görmek de, ayrıca bir keder kaynağı idi.
SİNAN ÖNER
Subscribe to:
Posts (Atom)